1 Kasım 2012 Perşembe

Yaşamaya dair zırvalamalar……..

Yaşam aynı hızla akarken sol şeritimden nedense hep sağda durup önümden geçmesini beklemişim, gelsin diye beklediklerim meğer zaten geçip gitmişler. 
Hani olur ya bazen ufacık bir pirinç tanesi bile kaçsa boğaza, yutkunamasa insan yaşam ne tatlı gelir o anda ve dört elle yaşamak ister inadına… Evde elektrikler kesilse kapkaranlık olsa birden her yer ne korkardım günyüzüne hasret kalmaktan sanki verilmiş sözü var hayatın hep aydınlatmaya.
Aldığım nefes sanki hep aynı; ritmi, sesi, etkisi… Sanki hiç bozulmayacak gibi gelir hep bu yüzden.
Aniden değişse ritmi mesela 120 vursa nabzım ve kararsa gözlerim tamam derim işte demek ki vakti geldi. Yapacak tek şey bir kez daha sağlam bir nefes al şöyle diyaframdan ve söylemen gerekenleri söyle. Boşver üzülme zaten her şeyin bir vakti var telefonun bilgisayarın kitapların her şeyin eskimedi mi, yitmedi mi… Düzen bu döngü belli hadi sıranı heyecanla doğmakta olacak ve belki de çok güzel bir ömür sürecek bir bebeğe bırak…. Peki, ne ki bu beni bu kadar azimsiz kılan son zamanlarda? Neden her şeyi uysallıkla kabul edip onaylamam, bıkıp usanmam… içimdeki gayret nerelerde şimdi çıksa ve yeniden savursa hırçınlıkla haksızlıklara. Sabrımın sonu mu gelmiş! kim onay verdi ki işte bu son artık pes et diye. Evet evet sabır işte bu erdemi yeniden bulmalı, yeniden karşı koyuşlara başlamalı. Yeniden milyonlarcadan birinci gelmeyi başarmalı… Peki ama nasıl? Nasıl kıracak kozasını küçük kelebek? Biraz daha gücünü toparlaması gerek. Biraz daha büyümesi gerek ve onu ve kozasını birilerinin koruması gerek… Koza için hayatın sonu geldiğinde artık kelebek hayata dönecek….

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder